Blogcu - Turkce ucretsiz blog Guncel bloglar Aktif blogcular Ucretsiz blog

SOn Yazılarım

iĞRENÇ rESİMLER +18
iLGİNÇ hiKAYELER
kORKUSUZLAR DİYARINA HOSGELDİN
_- † KORKUSUZLAR DİYARI † -_

26/2/2007 - Korkusuzlar Diyarına Hoşgeldin!

 

DİKKAT!BU BLOGUN ALT SAYFALARA

 

İNDİRMEDEN ÖNCE +18 YAŞ SINIRI OLDUĞUNU

 

 BİLMENİZ GEREKLİDİR !!

 

BEN KORKMAM BAKARIM MİDEM SAĞLAM

 

DIOSANIZ BUYRUNNNN...

 

iletişim için:pentegram_admn@hotmail.com

 

 

WWW.PENTEGRAM.TR.CX

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/2/2007 - Hikayelerden Bazılarıı...

1994 Muğla Üniversitesinde geçen olaylar[Gerçek Olabilir] YENİ!
 
Bende size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. 1994 senesinde Muğla Üniversitesinde okuyordum ve üniversitenin bahçesindeki yurtta kalıyordum. Universite şehirden 10 dakikalık bir mesafede yüksekçe bir alana kurulmuştu. Kız ve erkek yurdu yanyana uzanıyordu. Kız yurdundan bir arkadaşım vardı.Gerçek ismini buraya yazmıyacam kendisinden Sibel diye bahsedeceğim. Yurta sürekli garip olaylar oluyor geceleyin derinden gelen tefli çalgı sesleri duyuluyor ama nereden geldiği anlaşılamıyırdu. Sürekli kafayı yiyenler çıkıyordu. Odalar 6 kişilikti.Sibelin oda arkadaşı her gece uykusundan geldiler geldiler diye çığlıklar atarak uyanıyordu. Rüyasında insana benzeyen ama bacakları keçi bacağı gibi olan kişilerin onu uyandırdığını söylüyordu. Kız artık uyku uyuyamıyordu altı yedi gündür uyumamıştı. Ne zaman göz kapaklarını indirse o adamlar onu kolundan tutup karanlık bir çimenliğe doğru çekiyorlardı. Müzik sesleri en çok Sibellerin odasından duyuluyordu tamda sabah ezanı zamanı, günün ilk ışıklarla aydınlanmaya başladığı alaca karanlıklada kayboluyordu. Çarşamba akşamı saat 23:00 cıvarında Sibelin arkadaşı geldiler diye çığlık atarak yurdun üçüncü katından aşağı atladı ve öldü. Bu olay Hürriyet gazetesinde yurta intihar diyede çıkmıştı.Bunu üniversitenin büyük bir kısmı ve ben gördüm çünkü ikinci öğretimler o saate dersten çıkıp durağa doğru yurtların önünden yürüyordu. Bu olay arkadaşımı çok sarstı
uzun süre kendisine gelemedi. Yurta cuma gümleri banyo gününür saat 22 de başlar 23 te su soğuduğu için kendiliğinden biter. Sibel saat 23 te banyoya gitmiş. Uzun bir koridor gibi ve sağlı sollu duş bölmeleri var yalnız kapısı yok girişler perdeli. Sibel de benim gibi ikinci öğretim. Su bitmesin diye hemen yurda geliyor. Odaya gidiyor kimse yok. Hemen malzemelerini alıp banyoyo gidiyor. Banyoda 3 kabin dolu 8 sağda 8 solda toplam 16 kabin var. Sibel de birine giriiyor ve duş alıyor. Su ılmış bile hızlıca banyo yapıyır yavaş yavaş diğer kabinlerden gelen su sesleri kesiliyor. Su buz gibi oluyor sibel havluya sarılıp çıkıyor. Son kabinden hala su sesi geliyor ama su buz gibi olduğu için Sibel herhalde açık unutulmuştur diye kabine gidiyor ve perdeyi açıyor. Şok oluyor çünkü belden aşağısı keçi bacaklı olan bir kız yıkanıyor. Sibel imdat diye bağırarak odasına koşuyor. Odada diğer bir arkadaşı banyodan yeni çıkmış kurulanıyor. Olanları ona anlatıyor kız arkadaşı anlamsızca gülmeye başlıyor ve böylemi? diyerek birden havlusunu açıyor. Sibel dona kalıyor çünkü onunda bacakları keçi bacağı gibi!..Çığlıklar atarak televizyon odasına kuşuyor diğer kızlar onu sakinleştirmeye çalışıp odasına ve banyoya bakıyorlar ama kimse yok daha sonra Sibelin oda arkadaşı diğer arkadaşlarıyla birlikte sinemadan geliyor. Son iki derse girmeyip sinemaya gitmişler ve daha yeni gelmişler Kız arkadaşım bundan sonra okulu bıraktı ve memleketi olan manisaya giti.

Alıntıdır
 
 
 
Lanetli prenses YENİ!
 
 
İsa’dan 1500 yıl önce yaşayan Mısırlı Prenses Amen-Ra öldükten sonra dönemin geleneklerine uygun olarak mumyalanmış ve tahta bi tabuta konmuş. 1890 yılında 4 zengin İngiliz genci, prensesin mumyasını bi “tarihi eser” kaçakçısından (böyle söylediğimi prenses duymaz inşallah) satın almış. Ve felaketler zinciri de böylelikle başlamış.
Mumyayı alan gençlerden birini en son alış-verişten bi’kaç saat sonra çöle doğru yürürken görmüşler. Bi daha da İngilizi gören olmamış. Dörtlü grubun bi başka üyesi ertesi gün Mısırlı hizmetkarlarından biri tarafından kazayla vurulmuş. Hizmetkar, elini o an kontrol edemediğini ve hiç istemediği halde silahı alıp “sahip”i vurduğunu iddia etmiş.

Kalan iki genç mumyayı alıp memleketlerine dönmüş. Üçüncü adam İngiltere’ye döndükten sonra bütün parasını yatırdığı bankanın battığını öğrenmiş. Son adam da iflah olmaz bir hastalığa yakalanmış, servetini hastanelerde harcayıp sokaklarda kibrit satmaya başlamış.

Bu arada mumya bi işadamının eline geçmiş bu felaketler sırasında. O da British Museum’a hediye etmiş lanet(li) prensesi. Müze mumyayı Mısır bölümüne koymuş. Ama prenses boş durmamış taabi. Gece bekçileri, tabuttan hıçkırığa benzer sesler duyduklarını iddia ediyolarmış. Bekçilerden biri, bi sabah ölü bulunmuş. Temizlikçiler mumyanın etrafını temizlemeyi reddediyolarmış. Bi gazeteci tabutun dıştan fotoğrafını çekmiş. Fotoğrafı tab ettiğinde kartta sadece korkunç bi suratın olduğunu görmüş. Gazeteci koşa koşa evine gitmiş, yatak odasına girip kapıyı kilitlemiş ve kendini vurmuş. Falaaan, filaaan... (Prensesin daha sonra da o kadar çok vukuatı var ki, falan filan demek yetmiyor.)

Müze sonunda mumyayı özel bi koleksiyoncuya satmış. Ondan sonra da bi sürü felaket olmuş. Vakit kaybetmeyelim. En son Amerikalı bi arkeolog satın almış prensesi. 1912 Nisan’ında da mumya Amerika’ya götürülmek üzere Titanik gemisine yüklenmiş ve asıl olan da böylelikle olmuş zaten. Amen-Ra son volesinde 1500 yolcunun kendi yanına gelmelerini sağlamış.

 

 

1974' teki Kıbrıs çıkarmasına katılan bir asker anlatıyor:

'' Çok şiddetli bir taarruz vardı. Mermiler kulağımızımın dibinden geçiyordu. Siperde daha önce hiç görmediğim bir asker yanıma yaklaştı. Belli ki bizim birlikten değildi. Bir zarf çıkardı ve:

'' Memlekete dönünce bu zarfı, üzerindeki adrese bırakır mısın? ''
-''İkimiz de döneriz inşallah'' dedim.

Israrla kendisinin dönemeyeceğini, benim ise memleketime ve aileme kavuşacağımı söylüyordu. Biraz isteksiz de olsa zarfı aldım. Ancak o çatışma sırasında birbirimizi kaybettik. Taarruz bitip memleketime döndüğümden bir iki yıl sonra eski eşyaları karıştırırken o zarfı buldum. Unuttuğum görevi, geç de olsa yerine getirmek için İstanbul' a gittim. Üzerindeki adres, Akasaray' da eski bir eve götürdü beni. Kapıyı yaşlı bir amca açtı.

'' Merhaba amca. Ben Kıbrıs' ta savaşan oğlunuzdan bir mektup getirdim. Belki kendiside gelmiştir. ''
'' Bizim Kıbrıs' ta savaşan oğlumuz yoktu ''

Beni içeri davet ettiler. Eşi, bir fotoğraf albümü ile geldi. Fotğrafları gösterip:

- ''Sana zarfı bu genç mi verdi? ''
- ''Evet. Çok iyi hatırlıyorum. Buydu. '' ve işte o an beni şok eden ve hala aklımı başından alan şu cevabı verdi:
- '' Bu çocuk benim oğlumdu. Fakat onu 15 sene önce Kore harbinde şehit verdik!!... ''

 


 

Eşimden ayrıldım. Gerçekten son derece modern ve güzel bir hayat kucakladı beni.. İyi bir çevre, iyi bir iş, güzel dostluklar, iyi bir çevre... Bundan yaklaşık 7 yıl evvel nişanlandım. Nişanlım Almandı. Etiler, eski aşıklar tepesi denilen, Bebek yokuşundan inerken tam yamaçta , çok güzel bir eve taşındık. Havuzlu, dublex... Bütün boğaz ayaklarınızın altında.. Nişanlım yurt dışına seyahate gitti. O , ev de ilk yalnız kaldığım akşamdı. Düşünün..Yaşım 27 o zamanlar. Akşam yemeğimi yedim. TV seyrettim. Arkadaşlarım aradılar ve Sherlock Holmes'e gitmeyi teklif ettiler ama gitmedim. Saat 11.30 civarı yattım. yatak odası alt kattaydı. Yalnız kaldığım için üst kattaki müzik setinde bir radyo kanalı ayarladım ve hafif müzik sesiyle daha rahat uyuyacağımı düşündüm. Tam uykuya dalacağım sırada yukarıdaki müzik setinden cızırtılar gelmeye ve beni rahatsız etmeye başladı. Antendendir diye düşündüm ve üst kata çıktım. Tam müzik setine elimi uzattım , müzik seti kapandı. Kırmızı ışık vardı sağında, o söndü.Elektrik bağlantısında bir şey vardır diye tekrar açtım, açıldı. yatağıma döndüm. Tam yattığımda yine ses kesildi. Aklıma hiç kötü bir şey gelmediği için tekrar kalktım. Bir oyun gibiydi..Bu nu daha sonra anladım. O gece yanlız değildim. Tekrar müzik setine elimi uzattığımda tekrar müzik çalmaya başladı. Hatta hatırlıyorum kendi kendime gülmeye bile başladım. Hani anten düzgün ayarda değildir de..yanına gittiğinizde sizin elektriğinizle düzgün ve net çalar, biraz uzağa gidersiniz, parazit yapmaya başlar. Elinizi yaklaştırırsınız düzelir, uzaklaştırırsınız parazit artar..Buna benzer bişey zannettim. hatta müzik setinin önüne geçtim ve uzaklaşıp , yaklaşarak dans bile ettim. Herneyse. Sonra kapattım ve yatağa döndüm. Uykuya dalmışım. Gecenin bir yarısı, tüm İstanbul uyurken,birdenbire vücudumda bir irkilmeyle uyandım. Sanki yanımdan birşey ...soğuk bir rüzgar geçmiş gibi bütün tüylerim diken diken olarak uyandım üstelik... Gecenin sessizliğinde kalp atışlarımı duydum ve bir de o sesi... Yukarıda, banyoda birisi vardı. Önce kulaklarıma inanamadım. gecenin sessizliği daha bir derinleşti.. Biri vardı yukarıda...Hem de tuvaleti kullanan birisi...Tuvaletini yapan birisi.. Şu an inanın tüylerim diken diken oldu... Hala aynı anı yaşıyor gibiyim. Bir an da buz gibi ter dökmeye başladım. Önce yorganın altına girdim. Nefes almaya korkuyordum. terden su gibi olmuştum. Ellerimden sular akıyordu. Kulaklarımın kenarlarından, şakaklarından sular süzülüyordu. Tir tir titriyordum. Gülebilirsiniz ama ben yine de tüm açık yürekliliğimle yazmak istiyorum. 27 yaşımda..Ben! Altıma kaçırdım. Resmen altıma ..şedim. Sanırım çok kısa süreli bir baygınlık geçirdim yorganın altında. Çünkü kendime geldiğimde halen aynı hava vardı evin içinde. O soğuk hava..Bir an da yorganı üzerimden fırlatıp, yukarı koşmaya başladım. Koşarken bir yandan da ne kadar ışık varsa hepsini açıyordum. Ev aydınlanırken ben de üst kata geldim. Salon bomboştu. Banyonun kapısı sonuna kadar açıktı ve kimse yoktu. Mutfağın ışığını da yaktım. Bütün ışıkları yaktım. Ve titreye titreye ama kaçınılmaz olan bir şeyin üzerine gide gide banyoya girdim. Kapının arkasına, duşa kabine, heryere baktım. Yoktu...Hiçbir şey yoktu. Ve aklıma tuvaletin içine bakmak geldi. Çünkü eğer bir oraya bir şey yaptıysa temiz su olamazdı. Beynim çılgın gibi çalışıyordu. Eğildim ve baktım. Tuvaletin içi koyu sarı idrar doluydu ve neredeyse yarıya kadar kahverengimsi köpük içindeydi... O andan itibaren sokak kapısına saldırdım ve tam karşı komşunun kapısını çalarken kulağımın tam yanında bir nefes hissettim. ve elimle kulağımı kapattım. Karşı komşumda yabancıydı. İngiliz! Hep içtiği için çok geç yatardı. Şanslıydım. Hemen kötü bir rüya gördüğümü söyledim ona.. Ve telefonunu kullanmak istediğimi söyledim. Çok yakın olduğum bir kız arkadaşımı aradım. Hemen gelmesini istedim. Taksiyle geldi. Beraber eve girdik. Eşyalarımı topladım.( İşe giderken lazım olabilecek!) ve arkadaşıma gittim. Nişanlım dönene kadar da o eve adım atmadım. Geldiğinde, olayı anlattığımda bana güldü, geçti. Fakat ben o ev de kalamayacağımı söyledim. Kısa bir süre sonra Etiler'de başka bir eve taşındık! Sonra dan öğrendiğime göre, o evi, bir yatır'ın üzerine inşa etmişler!

Bu yazılardan Daha ilginçlerini Görmek için

www.pentegram.tr.cx e üye olun!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/2/2007 - RESİMLERDEN Bir bölüm.....

 

 

RESİMLERİN TAMAMINI GÖRMEK İÇİN

www.pentegram.tr.cx E tıklayın

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

OKuu!!

...UYKUYA İHTİYACIM VAR...
Gözlerim tanrıma kapanıyo....
....yorgunum....
Yatağına uzanmıs ve boynundan öpülmüş gibi mayıstım hayatta...
Kokun üzerimde...
Yeni doğan bebek kokusu gibi...
Kendimi yitirdim gecenin içinde..
Sessizliğe bulandı bütün melekler...
Tanrılar yarattım hayallerime inansınlar diye...
Kokunun anlamsızlığı üzerimde...
Yıkadılar bedenimi...
Soğuk sulu dusta bedenimi ovalamanla eş değerde saflığın...
....YALAN....
Artık yalan kokuyorum...
Melekler dusuyo yatagıma..
İsterdimki lambamın etrafında uçuşsunlar bende isliyim...
....yalnızım....
Sonra gittiler....
Tanrılar beni terketti...
Korkuyla sevişen hayallerimi yitirdim...
...büyüdüm....
Aradım kendimi ..
Hiç doğamamısım..
Küçük bi kızın tecavüze ugrayan bedenine saklanmısım...
Nefesim bekaretini yitirdiğindeyse küçük kızı içime alıp ona hayat vermişim...
UYKUYA İHTİYACIM VAR SANIRIM
Küçük kız ruya gormek istiyo...
O adamı astığı salıncakta sallanmak istiyo...
Kokusu bebek..
Tadı masum,kızın yasadıklarına nefreti buyur ve butun tanrıları kendisi öldürür...
Aradığım o'mu bilmiyorum..
Ama kızımın ,kokusu aynı benim kokumdu..
Kan ve Bebek kokusu karışımı...
......................................................
......................................................
SİGARAMI TANRIYA ÜFLEMEK İSTİYORUM VE YANIMDA BİR BARDAK ÇAYIMLA

******* *** *

Blogun Kurulum Tarihi: 25.02.2007

Sitede şu an kişi bulunmaktadır.